Kuzey Kafkasya: Karaçay ve Malkar Türkleri

Kafkasya coğrafyası üzerine çalışmalarda bulunan Araş.Gör. Enis Güney “Enstitü Seminerleri” kapsamında, “Kuzey Kafkasya: Karaçay ve Malkar Türkleri” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Sunummda bu coğrafyada yaşayan boyların tarihsel gelişimini ve Rusya’nın bölgede uyguladığı politikaları görsel öğelerle birlikte anlattı.

Kuzey Kafkasya: Karaçay ve Malkar Türkleri

Çarlık Rusya’da patlak veren Şubat ve Ekim İhtilalleriyle birlikte gelen özgürlük havası ve idari boşluktan dolayı Rusya içerisinde bulunan milletler devlet kurma yoluna gitti.

Çarlık Rusya 1864’te Kafkasya’nın işgalini tamamlayıp Kafkas halkının büyük kısmını sürgüne göndermesiyle Kafkas halkı kıyımı hat safhaya ulaştı. Osmanlı Devleti’nin de hazırlıksız yakalandığı ve bu kadar büyük göçü organize edememesi büyük trajik mağduriyetlere sahne oldu.

Çarlık Rusya’da patlak veren Şubat ve Ekim İhtilalleriyle birlikte gelen özgürlük havası ve idari boşluktan dolayı Rusya içerisinde bulunan milletler devlet kurma yoluna gitti. Mayıs 1918’de Birleşik Kafkasyalılar Dağlılar Cumhuriyeti’ni Abhazya, Karaçay, Malkar, Kaberdey, İnguş-Çeçen, Dağıstan halklarının birleşimiyle bağımsızlıklarını ilan etti. Fakat yeni kurulan bağımsız devletin kendi içerisinde ki etnik çekişmeler, ekonomik sebeplerden ve özellikle Osmanlının 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi’nden sonra bölgeden çekilmesiyle Sovyet Rusya 15 Mart 1921’de Kafkasya’yı tekrar bölgeyi işgal ederek yeni kurulan Birleşik Kafkasyalılar Dağlılar Cumhuriyeti’ne son verdi.
Sovyet Rusya’nın böl, parçala, yönet politikasıyla 1921’de Kafkasya özerk statülü devletçikler meydana getirildi. 1922’de ise Adige, Çeçen, Karaçay-Çerkez, Kaberdey Balkar, Kuzey Osetya ve İnguş Özerk Bölgeleri oluşturuldu. Oysaki Elbruz Dağı’nın iki yamacında kalan Karaçay ve Malkar halklarını tek özerk devlet yapabilirdi fakat bu anlayış Sovyet Rusya’nın yönetim anlayışına tersti. Amaç birbirine yakın etnik toplulukları birbirinden ayırmaktı.

Bu ayrıştırma politikası II. Dünya Savaşı’na kadar devam etti. Tarihler II. Dünya Savaşı’nı gösterdiğinde Alman ve Sovyet orduları Kafkasya’da kanlı çarpışmalara sahne oldu ve bunun sonucunda en büyük cezayı yine Kafkas halkları çekti.
Almanların ekonomik ve siyasi sebeplerle Kafkasya’ya yürümesi, Kafkas halklarını Rus zulmünden kurtarılabilecek ümidine kapılmasına sebep oldu. 1941 yılında Kafkasya’ya sızma faaliyetlerini yoğunlaştıran Almanlar, öncelikle bu göreve Kafkas kökenli Sovyet savaş esirlerini kullandı ve bu askerlerin iki önemli görevi vardı. Biri demiryolu ve köprüleri havaya uçurmak diğeri ise Almanların ihtiyaç duyduğu petrol kuyularını koruma altına almaktı.

Almanların 1941 yılında Sovyetlere saldırdıkları sırada, Moskova hükümeti Kafkasya’da yaşamakta olan Karaçay ve Malkarlı subay ve askerleri güvenilmeyecek düşman unsurlar sayarak cepheden alıp, Ural bölgesindeki kömür ocaklarına sürmüşlerdi. Ruslara tepkili olan Karaçay ve Malkar halkı Almanlara sempati duymaya başlamış ve böylece Almanya Kafkasya Harekâtından önce bölge insanını büyük kısmını yanına çekmeyi başarmıştı.

25 Temmuz 1942’de Alman orduları Don ırmağını geçtikten sonra Sovyet Ordusuyla Kafkas dağları eteklerinde savaşa girdi. Sovyet ordusu dağları iyi bilen bazı Karaçaylılarla  da çarpıştı. Ağustos ortasına kadar devam eden savaş sonunda 21 Ağustos 1942’de Kafkas dağlarının en yüksek zirvesi Elbruz Dağı’na (5642 m.) Nazi Bayrağı dikildi.

Almanya Kafkas halklarına milli idarenin yeniden kurulacağını, dini yaşamada tam serbestliğin tanınacağını, ikiye ayrılan Karaçay ve Malkarların tekrar birleştireceği sözünü vermesiyle Almanların Karaçay ve Malkarların güvenini kazanmasını sağladı. Görmüş geçirmiş yaşlı Kafkas halkı Almanlara bu kadar güvenin zarar getireceğini düşünse de halk Almanların tarafını tutmaktaydı.
Birleşik Kafkasyalılar Dağlılar Cumhuriyeti’ni tekrar kurmak isteyen Kafkasyalıların Almanya’ya bağımsızlık teklifi götürmelerine rağmen Almanya Kafkas halklarını sürekli oyaladı. Almanya’nın asıl hedefi ise Kafkas halkına bağımsızlık vermekten ziyade bölgeyi sömürge olarak idare etmek istemesiydi.

1942 yılı sonlarında Alman ordusunun Sovyetlere yenilmesi sonucunda, Almanlar Kafkasya’dan çekilmek zorunda kaldı. Almanlar Kafkasya’dan çekilir çekilmez, 15 Ocak 1943’te Kızıl Ordu Karaçay’a büyük bir saldırı başlattı. İstediği sonucu alamayan Sovyet ordusu bunun üzerine daha kesin bir sonuç almak için sürgüne başvurdu. 12 Ekim 1943’te Sovyetler Birliği Yüksek Sovyet Prezidyumu’nun aldığı bir kararla Karaçay halkı 2 Kasım 1943 tarihinde topyekûn sürgüne gönderildi. Aynı karar 1944’te Çeçen, İnguş ve Malkarlara da uygulandı. Aslında Çeçen ve İnguşlar Almanya ile işbirliği yapmamıştı. Fakat sürgünden Çeçen ve İnguşlarda nasibini almış oldu.
Alman ordusu geri çekilirken Kafkas halkı başlarına gelecek dramı bildiği için 15 bin kadar çoğunluğu yaşlı, kadın ve çocuğun oluşturduğu Kafkas halk grubu Almanlarla birlikte bölgeyi terk etti. 22 aylık meşakkatli yolculuktan sonra Almanlar mülteci Kafkas halklarını Avusturya’nın Drau Nehri boyunca yerleştirdi.

Alplerin yamaçlarında hayatlarını sürdüren mülteciler savaş sonunda bölgenin kontrolü İngiliz askerlerinin hâkimiyetine geçmesiyle tekrar sıkıntılı günler yaşamaya başladı. Mayıs ayı ortalarında kamptaki tüm silahlar toplatıldı ve mültecilerin kampın dışına çıkmaları engellendi. Önde bulunan 350 mülteciyi İngiliz komutanı konferansa davet etmek bahanesiyle kampın dışına çıkartıldı. Çıkışın gerçekleşmesinden sonra İngiliz askerleri kampı kuşatarak kampı çembere aldı. İngiliz subayı mültecilere hitaben şöyle seslendi:

“Kafkasyalılar! Liderlerinizi Sovyetler Birliğine teslim ettik. Sizde 3-4 gün içinde teslim edileceksiniz. Düzeni bozmayın. Etrafınızın nasıl kuşatıldığını görüyorsunuz. Kaçmaya kalkışanlar derhal vurulacaktır. Biz Sovyetler Birliğiyle müttefikiz. Siz yurdunuza dönmek mecburiyetindesiniz. Sizi geri döndürmek de bizim görevimiz.”

Sovyetlerin eline düşmenin ne demek olduğunu bilen mülteciler, İngilizleri protesto etmek için kampı siyah bayraklarla donattılar ve açlık grevine geçtiler. Teslim süresinin 3 gününde 7000 mülteci İngilizlerle çarpışarak öldü. Çünkü Rusların eline geçmenin de ölüm getireceğini biliyorlardı. Bazıları nehre atlayıp boğularak can verdi. Az kısmı da Alp Dağları’nın eteklerine kaçarak kurtulmayı başardı.
II. Dünya Savaşı’nın son günlerinde medeni Avrupa’nın göbeğinde, uygar denilen devletin gözleri önünde işlenen bu insanlık suçundan, ne yazık ki günümüzde pek çok kişinin haberi yoktur. 1960 yılında Drau Irmağı’nın kıyısında dikilen anıt sayesinde yaşanılan acıyı sürekli canlı tutulmak istenmiştir. Levhada Almanca şu sözler yazmaktadır:

“Burada 28 Mayıs 1945’te 7000 Kafkasyalı, kadın ve çocukları ile birlikte Sovyet makamlarına teslim edildiler ve İslamiyet’e olan sadakatleri ile Kafkasya’nın istiklali ideallerine kurban gittiler.”