1915 Ermeni soykırımı iddialarının 100’üncü yıl dönümü arifesinde İstanbul Üniversitesi Avrasya Enstitüsü ve Hazar Strateji Enstitüsü (HASEN) “100. Yılında Ermeni Meselesi: Türkiye-Azerbaycan ve Ermenistan İlişkileri”ni anlatan bir sempozyum gerçekleştirdi. Avrasya Enstitüsü’nde düzenlenen sempozyum Türkiye’nin farklı üniversitelerinden tarihçileri, büyükelçileri, milletvekillerini, dernekleri, akademisyenleri, öğrencileri ve basın mensuplarını bir araya getirdi. Sempozyumda Türk-Ermeni ilişkilerinin geçmişten günümüze tarihsel süreci, Ermeni soykırımı iddialarının uluslararası yansımaları, Azerbaycan ve Ermenistan ilişkilerinin ekonomik boyutu ele alındı. Konuşmacılar, tarihi süreç içerisinde Türk-Ermeni ilişkilerini değerlendirirken, 1915 olaylarındaki tarihsel gerçeklerin Türkiye tarafından dünya kamuoyuna bıkmadan usanmadan anlatılması gerektiği, bölgede kalıcı bir barışın sağlanabilmesi için Ermenistan’ın işgal altında tuttuğu Azerbaycan topraklarından çekilmek zorunda olduğu ve Ermenistan’ın yürüttüğü politikalarla bölgede kendini nasıl yalnızlaştırdığı konuları üzerinde durdular.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Arslan, Türkiye-Ermenistan ilişkilerine dair yaptığı konuşmada 3 önemli soruyu gündeme getirdi. Arslan şöyle devam etti:

“Eğer Ermenilere Osmanlı İmparatorluğu gerçekten soykırım yaptıysa şu 3 soruya Ermenistan’ın cevap vermesi lazım. Birincisi önceden hazırlık yapmadan katliam olur mu? İkincisi öldüren adam kayıt tutar mı? Üçüncüsü Osmanlı, 1915’te sevk ve iskanda neden tehcir sırasında Ermenilere yanlış şekilde davranan kendi subayına ceza verdi? Propaganda değil gerçek bilgiler ile birbirimizle konuşmamız lazım. Katliam yapanlar ödüllendirilir, Nazi Almanyası’na baktığımızdan Adolf Hitler katliam yapanları ödüllendirirdi.”

TEHCİRİ İLK KEZ OSMANLILAR UYGULAMADI, KANADA DA AYNISINI OSMANLI VATANDAŞLARINA YAPTI

Sempozyumda söz alan Ankara İpek Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kemal Çiçek ise dünya kamuoyunun algısını değiştirmek için psikolojik bir mücadeleye de girilmesinin şart olduğuna vurgu yaptı.

“Ermeni diasporasının yurtdışında başarılı olmasının nedeni bu tehciri Tevrat ve İncil’deki “Ölüm Yolculuğu” konseptiyle özleştirerek Batıda kabul ettirmesiydi. Tehcir kötüdür ama hukuken meşrudur. Tehciri ilk kez Osmanlılar uygulamamıştır. Tehcir, 1915 öncesinde de vardı, Afrika’dan Avrupa’ya birçok ülke bunu uyguluyordu. Kanada tehdit olarak gördüğü Osmanlı vatandaşlarını 400 km mesafede, karda kışta tehcir etti. İngilizler de Almanları güvenlik gerekçesiyle sürdü. Biz 1915 olaylarında hala meseleyi sahiplenme noktasına gelmedik. İttihat ve Terakki’nin temsilcilerinden Ziya Gökalp dönemin en etkili isimlerinden biriydi ve 24 Nisan 1915’te 235 Ermeni tutuklandığında Türk arkadaşlarıyla beraber salıverilmelerini istemiş, o insanların serbest bırakılmaları için mektup bile yazmışlardı.”

BİZ OLAYLARI TARİHİ BİR ÇERÇEVEYE SIKIŞTIRARAK ANLATIYORUZ, ONLAR DA ROMAN GİBİ ANLATIYORLAR

Çiçek sözlerini şöyle sürdürdü:

“İngilizler ‘ben gördüğüme inanırım’ derler. Bizim de dünya kamuoyunu ikna edebilmemiz için göstereceğimiz bir şeyler lazım. Ermenistan’da bir Soykırım Anıtı yapılmış. Oraya ulaşmak için özel bir yoldan yürüyorsunuz. Ermenilerin yaptığı anıt sizi psikolojik olarak etkiliyor, atalarının çektiği eziyetleri size hissettiriyor. Esas olay anıta varmak. Ermenilerin yolculuğu çektikleri filmlerde de dramatik bir şekilde anlatılıyor. Biz olayları tarihi bir çerçeveye sıkıştırarak, onlar da roman gibi anlatıyorlar. Bununla beraber 1918 ve 1919’da Ermeniler tarafında yazılan 4 tane kitap var. Maalesef o dönemlerde yazılan kaynakların doğruluğu üzerine yeteri kadar çalışmaların yapılamamış olması da bir eksiklik. Ermenilerin yazdığı bu kitaplar özellikle müttefiklerine kahramanlık yaptıklarını ispat etmek için kaleme alındı.”

İTTİHATÇI YAZARLAR TUTUKLANAN 235 ERMENİ AYDININI ÇIKARMAYA ÇALIŞTI

Sempozyumda konuşan Avrasya İncelemeleri Merkezi Başkanı ve Emekli Büyükelçi Alev Kılıç ise Türkler ile Ermenilerin 1. Dünya Savaşı öncesine kadar asla silahlı mücadelede karşı karşıya gelmediklerine dikkati çekti.  Alev Kılıç, sözlerine şu şekilde devam etti:

“1915 neden önemli? En ciddi özelliği 27 Mayıs 1915’te Osmanlı’nın çıkardığı Tehcir Kanunu’ydu. Cephe ve cephe gerisindeki Ermeni nüfus yarattıkları tehdit nedeniyle bulundukları yerden daha sakin ve zararsız yerlere göç ettirildiler. Ermeni varlığının asıl nedeni bu yeni iskan politikasıdır. 24 Nisan 1915’te İstanbul’da yaşayan Ermeni faaliyetlerinin fikri önderi 235 Ermeni aydını Ankara üzerinden başka illere gönderildi. Bu aydınlardan ölen kimse olmadı ve bir kısmı birkaç ay sonra İstanbul’a geri döndü. Bu da bir idari uyarma harekedir.”

‘ERMENİLERİ ÖLDÜRMEDİK’ SAVUNMASI HİÇBİR ZAMAN İYİ BİR POLİTİKA DEĞİLDİR, OLMAYAN ŞEY SAVUNULMAZ ÜZERİNE GİDİLİR

Toplantıda söz alan Azerbaycan Parlamentosu Milletvekili Dr. Ganira Paşayeva, 1 buçuk milyon Ermeni’nin öldürüldüğü iddialarının asılsız olduğunun teknolojiyle bile ortaya çıkarılabileceğini anlattı.

“Bugün Bosna Hersek’te öldürülen insanların mezarlarına bakın. O tarihlerde bu kadar Ermeni ölseydi her gün birileri gömülür ve birkaç stadyum kadar toplu mezarlar olurdu. Teknolojiyle bile bunun gerçek olamayacağını ortaya çıkarabiliriz. Ermeni diasporasının açıklamalarını herkes gördü. Sözde Ermeni soykırımı iddiaları diaspora için milli kimliği koruma amaçlıdır.  Maalesef Ermeni çocuklar doğdukları andan itibaren düşman olarak büyütülüyor. Bundan da vazgeçmeyi düşünmüyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan “arşivlerinizi açın, tarihçiler araştırsın” dedi. Ermenistan ise “tarihçiler karar veremez politikacılar karar verecek” cevabını verdi.  Onların başarılı olmasında bizim de kötü çalışmamızın sonucu var. Savunma hiçbir zaman iyi bir politika değildir, olmayan bir şeyi savunmayacaksınız, üzerine gideceksiniz. Bu ben Türk’üm diyen her insanın sorumluluğudur. Dağlık Karabağ konusunda da Ermeniler bizim topraklarımızı işgal etti. Bu konuda biz eski Azerbaycan değiliz. Karşınızdakini iyi bilmezseniz nasıl mücadele edeceğinizi de bilemezsiniz.”

TÜRKİYE’NİN YANAŞMA ÇABALARI ERMENİLER TARAFINDAN ZAAFİYET OLARAK ALGILANDI

Ermenilerle Türklerin arasındaki sorunların 1877’den sonra ortaya çıktığını anlatan Emekli Büyükelçi ve TÜRKKON Eski Genel Sekreteri Halil Akıncı, seçici hafıza ile mücadele etmenin zor olduğunu ancak mutlak surette bir yolunun bulunması gerektiğini hatırlattı. Akıncı konuşmasına şöyle devam etti:

“Ermeni meselesi etkisini artırarak uluslararası platforma taşındı. Dünya kamuoyu yalan üzerine yalan beyan etti ve buna inanıldı. 1993’ten beri Dağlık Karabağ ve çevresindeki yedi rayonun Ermeniler tarafından işgal edilmesine karşılık, işgalin sonlandırılmasına yönelik hiçbir gelişme kaydedilemedi. Dönem dönem Türkiye Ermenistan ile yakınlaşmaya çalıştı. Ancak hiçbir şey elde edilemedi. Türkiye açısından her yanaşma çabası Ermeniler tarafından bir zafiyet olarak algılandı. Diaspora Türk düşmanlığından vazgeçerse ve Ermeni kimliğini kaybederse Ermenilerin yaşadığı ülkeler zora düşer. Sonuç olarak 2015 geliyor 1915 olayları ile ilgili belirli bir stratejide anlaşmamız ve bunu ısrarla takip etmemiz lazım. Karşı tarafın bu kararlılığı anlaması için görev bize düşüyor.”

ERMENİ DİYASPORASININ 26 BİN KİTABINA KARŞILIK 35 KİTAP

Azerbaycan Dernekleri Federasyonu Başkanı Bilal Dündar gerçekleştirdiği konuşmasında yaşadığımız coğrafyanın Azerbaycan dahil olmak üzere jeopolitik önemi olan medeniyetler coğrafyası olduğunu söyledi. 2001’e kadar Diaspora Ermenilerinin sözde soykırım iddialarını anlatan 26 bin kitap yazdığını, 2006 yılı itibariyle Türkiye’de ise sadece 35 kitap yazıldığını anlatan Dündar, hem diplomatik hem de halk diliyle tarihi bütün gerçekleri ve tüm çıplaklığıyla anlatmamız gerektiğini kaydetti. İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Akın Çelik ise, yaptığı konuşmada Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa ülkelerinin arasındaki ihtirasın kurbanı olduğunu anlattı. Birinci Dünya Savaşı’na katılan Osmanlı’da tehcirin bu dönemde ön plana çıkan en önemli konu olduğunu belirten Çelik, Ermenilerin savaşta mağdur olma durumunu Rumların dile getirdiğini ve bunun ileride Türk milletinin üzerine yükleneceğine dikkat çekildiğini ifade etti.

2000’Lİ YILLARDA DÜNYA EKONOMİSİNİN HIZLA GELİŞMESİ ERMENİSTAN’IN DA İŞİNE YARADI

Sempozyumda konuşan İstanbul Okan Üniversitesi Öğretim Üyesi ve HASEN Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi uzmanı Prof. Dr. Mübariz Hasanov, Ermenistan’ın kendisini siyaseten dışlaması ve bunun ekonomik sonuçlarını anlattı.

“Ermenistan’da kişi başına gelir seviyesi 368 dolardan 2013’e gelindiğinde 3504 dolara yükseldi. Ermenistan’ın temel stratejik altyapılarının tamamı Rusya’nın kontrolü altında. Siyasi bağımsızlık elde etmek istiyorsanız önce ekonomik bağımsızlığınıza kavuşmak gerekiyor. 2012 yılında Ermenistan’ın dış borcu üretiminin yüzde 73’ü civarında. Bu aslında ekonomik bir iflasın eşiğinde olduğunu gösteriyor. Dünya Bankası verilerine göre 2012’de Azerbaycan’a doğrudan yapılan net yabancı sermaye 11 bin 118 milyar dolarken, Ermenistan’a 4 bin 642 milyar dolardır.”

BAKÜ-TİFLİS-CEYHAN 20. YÜZYILIN EN BÜYÜK BAŞARISI

Özyeğin Üniversitesi Öğretim Üyesi ve HASEN Dış Politika ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi uzmanı Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, herkes için kazan kazan anlamına gelen enerji hatları vasıtasıyla Kafkaslar ve Balkanları bağlayan enerji projelerini masaya yatırdı. Enerji merkezi olmayı hedefleyen Türkiye’nin önemli geçiş köprüsü konumunda olduğunu söyleyen Hazar Strateji Enstitüsü Genel Sekreteri Haldun Yavaş ise Hazar bölgesi ile Türkiye’nin ilişkilerinin en önemli ayağı enerjinin ortak bir barış projesi olduğunu, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgalinin hem kendisine hem de bölge ekonomisine büyük kayıplar yaşattığını ifade etti. Sempozyumda Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu ve İstanbul Üniversitesi Avrasya Enstitüsü Başkanı ve HASEN Siyaset ve Sosyal Araştırmalar Merkezi uzmanı Doç. Dr. Bekir Günay da hazır bulundu.